TÜRKİYE’DEKİ AR-GE TRENDLERİ
Türkiye 2002 itibariyle Ar-Ge yoğunluğu (yüzde 0.66) açısından AB-15 ortalamasının (1.95) üçte bir, OECD-30 ortalamasının (2.26) ise dörtte bir düzeyinde bulunmaktadır. Özel sektör Ar-Ge harcamalarının toplam Ar-Ge harcamaları içindeki payı (yüzde 41.3) açısından da AB-25 ortalamasının (yüzde 55.4) gerisinde bulunmaktadır. 2002 itibariyle kişi başına düşen Ar-Ge harcama miktarı AB-15 ülkelerinde 510 dolar, OECD-30 ülkelerinde 567 dolar iken, Türkiye’de on kattan daha az, 43 dolardır. Ancak 1998-2002 dönemini kapsayan son beş yılda AB Ar-Ge yoğunluğu yıllık ortalama yüzde 4 oranında artarken, Türkiye’de iki katı, yani yüzde 8 oranında artmıştır. Bu yüksek büyüme oranı uzun dönemde sürdürülebildiği takdirde Türkiye’nin AB Ar-Ge yoğunluğu ortalamasına yaklaşması mümkün gözükmektedir. Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri, Malzeme Teknolojileri, Nanoteknoloji, Tasarım Teknolojileri, Mekatronik, Üretim Süreç ve Teknolojileri, Enerji ve Çevre Teknolojileri Türkiye’nin belirlediği öncelikli Ar-Ge ve teknoloji alanlarıdır.
Türkiye Araştırma Alanı (TARAL)
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) 8 Eylül 2004 tarihinde yaptığı 10. Toplantısı’nda, ülkemizin Bilim ve Teknoloji alanındaki temel amaçları, ilkeleri ve hedefleri belirlenmiştir. Bu unsurlar hep birlikte Türkiye Bilim ve Teknoloji Stratejisi’ni oluşturmaktadır. Aynı toplantıda, bu Bilim ve Teknoloji Stratejisi’nin bir aracı olarak, Türkiye Araştırma Alanı (TARAL) tanımlanmıştır. TARAL, Strateji’nin amaç ve hedeflerinin uygulanmasında işe ortak olan tüm bilim teknoloji (BT) ve Ar-Ge aktörlerini içermektedir. Bu aktörler, koordinatör olarak TÜBİTAK ile birlikte BT ve Ar-Ge faaliyetleri yürüten kamu, özel, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerdir. TARAL, bu aktörlerin Strateji’de belirlenen aynı amaç, hedef ve ilkelere yönelmesini, sinerji yaratmak için faaliyetlerin aynı stratejik çerçeve içinde yürütülmesini hedefleyen kavramsal bir bütünlük olarak tanımlanmaktadır.
Bilim ve Teknoloji Politikaları Uygulama Planı ise, anılan Strateji dahilinde, TARAL ekseninde 2005-2010 yılları arasında yapılması gereken temel eylemleri belirlemektedir. 10. BTYK toplantısında alınan bir kararla, rekabet gücünün yükselmesi, Türkiye Bilim ve Teknoloji Stratejisi’nin misyonu içinde yer almaktadır. Ülkemizin rekabet gücünün artırılması ise, temel amaçlardan biri olarak sayılmaktadır. Ar-Ge’ye olan talebi artırmak, Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payını yükseltmek, bilim insanı, mesleki ve teknik eleman sayısını ve niteliğini artırmak ise ana hedefler olarak belirlenmiştir. Sosyal bilimler açısından önemli bir adım olarak, BTYK, aldığı bir kararla (Karar No: 2005/1) TÜBİTAK bünyesinde Sosyal ve Beşeri Bilimler Alanında bir Araştırma Grubu oluşturmuştur. BTYK’nin 97/6 sayılı kararı uyarınca oluşturulan “Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Destekleme Kurulu”nun sonlandırılmasına ve bu alandaki bilimsel proje desteklerinin TÜBITAK bünyesinde kurulacak yeni bir “Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Grubu” nca sağlanmasına karar verilmiştir. 2005 yılı itibariyle sosyal bilim araştırmalarına daha fazla pay ayrılması, telif ödemeleri yoluyla bilim insanlarının teşvik edilmesi, Bilim Adamı Yetiştirme Grubu’nun sağladığı imkanlardan sosyal bilimcilerin de faydalandırılması, sosyal bilim araştırmalarının sayısının artırılması ve niteliğinin geliştirilmesi kararlaştırılmıştır.
Türkiye’nin Yeni Araştırma Çerçeve Programı (BTP-UP) 2005-2010
Bilim ve Teknoloji Politikaları Uygulama Planı (BTP-UP), 2005-2010 döneminde, yedi stratejik amaç ve eylem alanı belirlemektedir. Bilim ve Teknoloji farkındalığının ve kültürünün geliştirilmesi, bilim insanı yetiştirilmesi ve geliştirilmesi, sonuç odaklı ve kaliteli araştırmaların desteklenmesi. Ulusal Bilim ve Teknoloji yönetiminin etkinleştirilmesi, özel sektörün Bilim ve Teknoloji performansının güçlendirilmesi, araştırma ortamının ve altyapısının geliştirilmesi ve ulusal ve uluslararası bağlantıların etkinleştirilmesi.
Bilim ve Teknoloji farkındalığının ve kültürünün geliştirilmesi, toplumun Bilim ve Teknoloji çabalarına katkı ve katılımının sağlanması amacıyla, bilinçlendirme ve yaygınlaştırma programlarının düzenlenmesi, bilim parklarının kurulması, bilim yayınlarının çeşitlendirilmesi ve güçlendirilmesi, bilim müzelerinin kurulması ve güçlendirilmesi, bilim ve teknoloji kamplarının yaygınlaştırılması, halka açık bilim ve teknoloji tanıtımlarının yapılması, kamu medyasında konunun sürekli olarak gündemde tutulması (çocuklar, gençler ve diğerleri için), özel medyada yayınlanacak kısa spotların hazırlanması, okullarda bilim ve teknoloji günleri düzenlenmesi, bilim tarihimiz ile ilgili yayın faaliyetlerinin desteklenmesi, dünya bilim birikiminin topluma anlatılması için programlar düzenlenmesi, TARAL karar alma süreçlerinde toplumsal aktörlerin etkin düzenlenmesi gerekmektedir.
DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE AR-GE FAALİYETLERİ
Ar-Ge Gerekliliği ve Firmalar
Rekabet gücü ve Ar-Ge faaliyeti biribirini besleyen bir süreçtir. Piyasa rekabet koşulları iyileştirilmeden Ar-Ge ortamının da iyileşmeyeceği, dolayısıyla da Ar-Ge yatırımlarının artmayacağı, Ar-Ge yatırımları artmadan da inovasyon ve rekabet gücünün gelişmeyeceği anlaşılmaktadır. Yüksek rekabet düzeyi ve kaliteli Ar-Ge ortamı oluşturulmadan, yani yapısal sorunlar çözülmeden, sadece arz yönlü politikalarla firmaların yatırım düzeylerinin arttırılmasıyla bir ekonominin verimliliğinin, büyüme oranının ve istihdam düzeyinin uzun dönemde ve kalıcı olarak arttırılamayacağı görülmektedir.
Çözüm, işletmeleri inovasyona dayalı rekabete özendirecek şekilde yatırım ortamını iyileştiren bir ekonomik ve hukuki çerçevenin oluşturulmasında yatmaktadır. İşletmelerin yüksek giriş engelleri arkasında korunmaya değil, kendini yüksek-beceriye ve yüksek-teknolojiye özendirecek bir yeniden-yapılanmaya zorlayacak uygun rekabet ortamına ihtiyacı vardır. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinde istihdamı belirleyen kritek faktör lokasyondur, yani akademik araştırma merkezleri ve inovatif işletmeler ağına yakınlık ve erişilebilirliktir.
Hangi ülke daha kaliteli bilgi ağları ve toplulukları oluşturabilirse, inovatif işletmeler de o ülkeye doğru akacaktır. Üniversite-sanayi işbirliği ağları güçlendikçe, Ar-Ge öncelikleri ile sanayinin ihtiyaçları uyumlaştırıldıkça, araştırmacıların tam akışkanlığı sağlandıkça, Ar-Ge ortamının kalitesi arttıkça hem içerideki Ar-Ge yatırımları artacak, hem de dışarıdan araştırmacılar, bilim adamları ve işletmeler o ülkeye akın edecektir. İnovatif ülkelerde ulusal rekabet gücünün yüzde ellisini Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi yaratmaktadır. Rekabet gücünün yüzde yirmi beşini kamu kurumlarının kalitesi, geri kalan yüzde yirmi beşini ise makroekonomik istikrar açıklamaktadır.
Türkiye gibi teknoloji sınırının epey gerisinde kalan ülkelerde ise Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi ulusal rekabet gücünün ancak üçte birini yaratmaktadır. Kamu kurumlarının kalitesi diğer üçte biri, makroekonomik istikrar da geriye kalan üçte biri açıklamaktadır. Teknolojik sınıra yakın olan inovatif ekonomilerde teknolojik gelişmenin tek kaynağı Ar-Ge’ye dayalı inovasyon kapasitesi iken, teknolojik sınıra uzak olan ülkelerde teknolojik gelişme hem Ar-Geye dayalı inovasyon, hem de teknoloji transferi kanallarıyla olabilmektedir.
Akademi Ar-Ge olarak; Bilimsel ve sistemli yaklaşılmayan hiçbir çalışmanın başarılı olmayacağını düşünemkteyiz. Bu bağlamda yapılan çalışmaların sistemli bir şekilde verilenmesi ve bu verilerin hem işletmeler hemde ülkemiz için önemli veriler olduğunun farkında olmakla beraber, ekonomik göstergelerin yine bu sistem ve bilim çerçevesinde gelişeceği kanısını taşımaktayız.